• YOLGEÇEN KÖYÜ (LOME)
    • ARHAVİ-ARTVİN

Lazların Tarihi

 LAZLAR -COLCCHİSLAZLARIN GERÇEK TARİHİ

Etnik konuların önem kazanması artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki eski politik sınırların yeniden çizilmesi, yeni bağımsız ‘ulus devletlerinin sayısında dramatik bir çoğalmayı sağlamıştır. Kültürel ve etnik bilincin ortaya çıkması, Sovyetler Birliği veya başka bir yerdeki, belirli derecede otonomiyi önceden kullanabilme yeteneğine sahip olan sayıca daha büyük gruplarla sınırlı değildir. Daha küçük gruplar da derinden etkilenmiştir. Yakın zamana kadar etnik bilinç etnik bilinç belirtisi göstermeyenler bile bu makalenin konusu, Türkiye’nin kuzeydoğu köşesinde yaşayan Lazlardır.Tarihleri ve etnik kimlikleri, çeşitli çağdaş yazarlar tarafından çelişkili ele alınma konusu olmuştur. Son aylarda Laz entelektüelleri, Lazların tarihinde şimdiye kadar benzeri olmayan bir hareket, kültürel tanıma için bir çalışma başlattılar. Kendi kültürel miras ve tarihlerine olan yeni bir ilgi, belirli bir derecede Gürcistan ve eski Doğu Bloku ülkelerinde başka yerlerdeki olaylardan etkilenmiş olabilir ama diğer etkiler de bu duruma katkıda bulunmuştur.Laz tarihi ve kimliğini oluşturmaya yönelik çeşitli girişimleri inceleyecek ve bu konularda yerel tavırları da tartışacağım. Bu makale ile, parçalanmış ve çok sayıda küçük gruplar arasında bile kültürel bilinci arttıracak yeni ideolojilerin bina edilmesinin nasıl mümkün olduğu bir çerçeve çalışması olarak tasarlanmıştır. Etno-milliyetçi hareketler ve daha genel olarak etnik çekişmelerin incelenmesi için bir karşılaştırma olabilir. Şimdiye kadar Lazlar konusunda eleştirel bir değerlendirme girişimi olmamıştır. Zira daha aşırıya kaçan görüşlerin bazı temsilcileri, diğer araştırmacılar tarafından ciddiyetle hiç ele alınmamıştır. Bilimsel kesinlik ve geçerliliklerine bakılmaksızın bu alandaki bütün görüşler göz önünde bulundurulmalıdır. Böyle tarihlerin yaratıcıları, uluslararası bilimin ayrı dünyası tarafından ciddiye alınmamalarına rağmen, kendi ülkelerinde çok ciddiye alınabilirler ve yerel grupların etnik bilinci yanı sıra ulus devletlerin ideolojisi üzerine aşırı etki ederler.Lazlar, Kafkasya orijinlidir. Megrelce ve Gürcüceye akraba olan dillerini (Lazuri Nena) günümüze kadar korumuşlardır. Lazca konuşanların sayısıyla ilgili resmi istatistik veriler bulunmamasına rağmen, bütün olarak bu dili konuşanların sayısı 250.000’den daha fazla gözükmüyor. Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyıları boyunca olan yerleşimleri, Batı Anadolu’daki bazı muhacir köylerini, Türkiye’nin büyük çaptaki diaspora’yı ve Gürcistan’da yaşayan az sayıdaki halkı kapsar.Lazistan, politik ve idari bir birim olarak, tarih boyunca değişen sınırlara sahip olmuştur. Bununla beraber, Lazcayı konuşanların çoğunun yaşadığı bölge, Doğu Karadeniz kıyılarının hemen hemen daha kısa uzantısıyla sınırlıdır. Yani, doğuda Sarp sınır köyü ve batıda Pazar’ın Melyati köyü arasında. Kuzeydeki doğal sınır Karadeniz ile oluşur. Güneyde ise denk bir rol Kaçkar dağlarına atfedilebilir. Lazların anavatanlarının Abhazya’nın kuzeydoğu sınırlarına uzanması mümkündür. Bazı klasik dönem coğrafyacıları Lazları Kolhlar ile bir tutarlar. Kaçkar dağları, Karadeniz Bölgesi ve Anadolu platosu arasında gerçekten doğal bir coğrafi sınır teşkil ederken, kuzeydeki meyilli, bir dereceye kadar Laz köylerinden daha yukarıda Hemşinliler yaşadığı için etnik sınırları göstermezler. Hemşinliler de Lazlar gibi müslümandırlar ve en azından bazı yerlerde dillerini ve grup kimliklerini korumuşlardır. Hemşinliler, geleneksel hayvancılıkla ilgili hayat tarzıyla bağlantılı, “Kıyı Lazları” tarımcı ve balıkçı yaşam tarzlarıyla anılmıştır. Bununla beraber, Bryer şunları belirtiyor: “Doğu ve orta Pontus Lazları ve kıyı vadileri Grekleri arasındaki en büyük fark etnik değil ekonomiktir. Prokopyus’un zamanından bu yüzyıla kadar, kıyı halkı büyük ölçüde tarımcıyken, Lazlar ekseriya hayvancılıkla ilgiliydiler” Feurstein’e göre Bizanslı ve diğer yazarlar, Trabzon’u bir Laz limanı olarak yanlışlıkla andılar ve bu yanlışlık daha sonra Osmanlı yazarları tarafından tekrarlandı.“Laz” terimi yabancılar tarafından Pont halklarını topluca ifade etmek için kullanıldı. O yörede yaşayanlar tarafından da, tamamen Bizanslaşmış, Grekçe konuşan Pontikliler’den ayırt etmek üzere, yeterli derecede Bizans kültürü alamamış Lazoileri işaret etmek için kullanıldı. Laz teriminin ilk yüzyılları, onların Hıristiyanlığa geçirilmelerine tanık oldu, ama bu bile onların Bizans İmparatorluğuyla birleşmelerine yol açmadı. Bizanslılar ve Persler arasındaki husumet yüzyıllar boyunca, Lazların bir derece bağımsızlıklarını korumuş oldukları gözüküyor. Bryer’in sözleriyle “7.yüzyıldan sonraki Laz tarihi Bizanslılaşmış ve Türkleşmiş bir azınlığın tarihidir yalnızca”. Lazların yaşadığı bölge daha sonra Trabzon İmparatorluğu’na dahil edildi. Trabzon’un 1461’de Türklerin eline geçmesinden sonra bile bir dereceye kadar otonomilerini sürdürmeyi başardılar ve yerel derebeylerinin yönetimi altında kaldılar.Pontik Türk toplumunun teşekkülü, yerel halkın İslamiyete geçmesiyle artarda ilerledi. Muhtemelen Hemşinlilerde 15.yüzyılın başlarından, Lazlarda 16.yüzyılın sonlarından başlamak üzere gerçekleşti. Meeker, Pontos’ta Türk nüfusunun daha kademeli olduğu ihtimalini ileri sürerken, sıkıştıran ekonomik faktörler üzerinde durmaktadır. Yani, gayri-müslim tebaadan istenen vergiler ödemede halkın zorlanması, Lazların din değiştirerek İslamiyete geçmeye zorlandı. Meeker, yerel Pont halkının, gelen Türklerle karışmasının, Anadolu’daki benzer durumdan onları farklı kılan özellikli, karışık durumlar yarattığını iddia eder. Bölgenin doğuya doğru olan coğrafi açıklığı, Pazar’ın doğusundan başlamak üzere Lazcanın, Bizans, Osmanlı ve modern Türkiye dönemleri boyunca korunmasına muhtemelen katkıda bulunmuştur. 20.yüzyıldan önce bu bölge, hiç bir zaman tamamıyla büyük bir imparatorluğa entegre edilmedi, ama tampon bir bölge işleviyle onlara gevşek bir yapıda müttefik kaldı. Bu bölgenin modern tarihi bir dereceye kadar klasik dönemlerdeki tarihiyle benzerlik gösterir: Pers-Bizans tehditleriyle Osmanlı-Rus konfliktleri yer değiştirmiştir. Geçmişte olduğu gibi, Lazlar Batı’ya çekilme eğiliminde olmuşlardır. Bunun için tek nedeninin Lazların dini ilişkileri olduğu düşünebilir. Grek ortodoks dinine döndürülmelerinden itibaren Bizanslı komşularına daha yakınlık hissetmiş olabilirler.Osmanlı – Rus ihtilafı alevlendiğinde çoktan Müslümanlaştırılmışlardı. 19.yüzyılın başları, merkezi Osmanlı hükümetine karşı kendilerini başarıyla kabul ettiren yerel derebeylerinin güçlenmesine tanık oldu. 1878’de Güney Kafkasya bölgeleri Rusya’nın bir parçası haline geldi. Ruslar derhal Müslüman nüfusu Hıristiyanlığa dönmeye zorladılar. Bu durum birçok Lazın, Batı Anadolu’ya şimdi topluca yaşadıkları yörelere göçünü teşvik etti. Birinci Dünya Savaşı boyunca Lazlar Osmanlılara ayrı bir sadakat gösterdiler. 1924’te Lazistan Sancağı idari bir birim olarak kaldırıldı ve Lazların yaşadığı yöre Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası oldu. Bu tarihsel hatlar, Doğu Karadeniz bölgesinin etnik ve ekonomik açılardan hiç homojen olmadığını göstermektedir. Bu durumun aksine olarak, yaygın olarak kullanılan Laz teriminin bütün Doğu Karadeniz kıyısıyla ilgili kullanımı tamamen de temelsiz değildir. Meeker, yerleşim modelinde (dağınık köyler), evlerin tipi ve bir dizi soyla edet (üretimde kadının rolü de dahil) Anadolu’nun diğer yerlerinden tamamen farklı özellikler gösterdiğini inandırıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu benzerlikler, coğrafi faktörlerle, Kafkasya ile olan yakın bağlarla ve bütün bölgenin karmaşıklığıyla, birbirini etkileyen tarihiyle de açıklanabilir.Yunanistan’da yaşayan Pont Greklerinin de, modern Türkiye’nin Lazları gibi Lazoi olarak adlandırılmaları bir rastlantı değildir. Laz terimi aynı zamanda bölgenin etnik çeşitliliğini de saklar. Çoğu kişi yalnızca, yazılı eserlerde Türkçeleri acayip aksanlı ve komik, zeki ama kurnaz karakterli olarak geniş ölçüde tartışılan, bir dereceye kadar aykırı streotiplerden haberdardır. Enerjik, cesur, vahşi, kadınlarına karşı zalim ama çocuklarının eğitimine düşkün oldukları düşünülür. Bu genel streotip, daha doğuda yaşayan küçük farklı grupların (Laz, Gürcü, Hemşinli) bilinmesi için küçük bir alan bırakır.Bununla birlikte, Melyati’nin doğusundaki doğal vadilerinde Lazca konuşanlar arasında daha uzun bir ikamet, yalnızca Lazca diyalektler arasındaki farkları değil, sosyal adetler, ahlak ve ideallerdeki anlamlı bölgesel değişmeleri açığa çıkarır. Bu değişme, ayrı vadilerin nispeten birbirlerinden izolasyonunun ve 1960’ların başlarında inşa edilen sahil yolundan önce taşıma ve iletişim zorluğunun direkt bir sonucudur. Bu bölgede, başka yerlerde olduğu gibi kişi ve yer adları Türkçeleştirilmiştir. Yer adlarının Türkçeleştirilmesi nispeten yakın bir dönemde gerçekleştirildiği için, eski yer adları hala halk arasında kullanılmaktadır. Toumarkine, Lazların asimilasyonuna ilişkin faktörleri şöyle sıralıyor: Kişi ve yer adlarının tamamıyla Türkçeleştirilmesi, Laz olmayan gruplardan evlilikteki artış, hükümet tarafından Lazcanın kullanımının ‘desteklenmemesi’, Lazca konuşanların Türk toplumuna milli, dini ve ekonomi entegrasyonları. Lazcanın kullanımı ve kültürün yaşatılmasını kesecek sıkı tedbirlerin gereksiz olduğunu çünkü asimilasyon prosesinin her halükarda vuku bulduğunu da ekliyor. Bu münasebetle Lazları Türkiye’deki azınlık politikasının kurbanı olarak gören Feurstein’in görüşünü aktarır.Bu bölümde fikirleri üzerinde durduğum yazarların her birinin Lazlara yönelik bakış açı ve yaklaşımları var. Bryer, Greek Ortodoks araştırmaları ve Bizans tarihi açısından bir arka plana sahip. Lazlara olan ilgisi, derinlemesine Pontos çalışmalarının bir yan dalı düzeyindedir. Meeker bir antropolisttir. Toumarkine bir öğrenci; Feurstein Laz Dili, maddi kültürü ve mitolojisiyle ilgili tutkulu bir araştırmacı. Ama bu insanların hepsi temel olarak ‘gerçekten olduğu gibi’ Laz tarihini anlamaya çalışıyorlar. Mevcut delilleri eleyerek ve desteklenemeyecek iddiaları bir kenara bırakarak tarih biliminin standart metotlarını uygulamaya çalışıyorlar. Şüphesiz tarafsız değiller, ama çalışmaları araştırma ve eleştiriye açıktır. Onların ki, mitoloji ve ideolojiye karşı koyan ‘objektif tarih’ yazma girişimidir.‘Türk Milliyetçisi’ Bir GörüşBatı biliminin en iyi geleneklerine göre Laz tarihini incelemeye yönelik yukarıda bahsedilen girişimlere ilaveten, bu geleneklerin dışında iki çalışma, bu konu üzerinde keskin bir iddiaya sahiptir. Profesör M.Fahrettin Kırzıoğlu, kuzeydoğu Türkiye ve Kafkasya tarihi üzerine 40 yıldır yazmaktadır. O’nun çalışması yalnızca resmi ideolojiyi takviye etmiyor, böyle ideolojilerin, üzerine bina edilebilecek temeli sağlıyor.Kırzıoğlu, düşüncelerini diğer kanallardan yaymada da aktiftir. 1990’da, Rize ve Acara tarihi üzerine bir konuşma yaptı. Kültür Müdürlüğü çalışanları, bu konuşmanın bir seri konuşmanın sonuncusu olduğunu söylediler.Makale şöyle özetlenebilir. Bütün bölgenin tarihi (yani, güney Kafkasya ve komşu bölgeler) yalnızca Türk halkların konteksti içinde tartışılabilir. Bu yalnızca Lazları değil, Gürcü ve Acarlara da uygulanır. Görüşleri sıklıkla karışık ve birbirlerini tekzip eder mahiyettedir. Bir önceki makalesinde Gürcülerin Çinden gelen Moğol orijinli halklar olduklarını iddia eder, bir sonraki makalesinde Gürcistan’ın antik dönem ahalisinin Türk orijinli olduğunu ispatlamaya çalışır. Laz tarihinin hiç bir şey olduğunu, ancak Orta Asyalı Türkik bir halkın tarihi olduğunu göstermeye de çalışır. Birçok sayfa, yalnızca Lazların Türkik soydan geldiklerini ispatlamaya değil, onların Megrel ve Gürcülerle akraba olmadıklarını ispat etmeye de tahsis edilir. Yazdıklarının çoğu, politik ithamlı Sovyet-Gürcistan görüşlerine karşı kasten yapılan propaganda anlamındadır.Kırzıoğlu’nun en geniş kapsamlı Laz tanımı şöyledir:İslamlığın çıkışından beri yazılı kaynaklar, ‘Laz’ adlı boyun, şimdiki Çoruh ırmağı ağzının batısında ve Karadeniz kıyısındaki ormanlık ve balkanlık dar bir bölgede yaşadığını gösterir. İslamlık çıkmadan 150 yıl önce... Roma İmparatorluğu’na bağlı bir Laz Krallığında yaşıyorlardı. Yuvarlak başlı, çoğu kumral, düz ve dalgalı saçlı güzelce yüzlü olan Lazlar, bitişkin dilli olup, bugün aralarında üç lehçe ile yazısız bir folklor dili konuşan ufak bir topluluktur. Sarp köyü ile Çayeli ve Pazar ilçelerini ayıran Kemer Burnu arasındaki küçük kasaba ve köylerde yaşarlar.Daha sonra Borçka’yı önemsemeyerek ve yine muhacir Lazların yaşadıkları Batı Anadolu’daki köyleri atlayarak, kıyı boyunca Lazların çoğunluğunun yaşadığı beş ilçeyi (Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen, Pazar) tanımlar. Daha sonra... Lazların yörede komşuları Hemşinlilerle yaşadıklarını anlatarak yerel etnisite temasını genişletir. Gürcülerin yöredeki varlığını tamamen atlar. Yukarıda bahsedilen beş ilçenin, 1518 tarihli bir Osmanlı dokümanında 25 köyü kapsayan ‘Laz’ ve ‘Laz-Meğal’ adı altında bahsedildiğini ilave eder. Sonunda da, geçmişte toprak azlığından dolayı gurbete çalışmaya giden Lazların, çay tarımının uygulanması sonucu zenginleştiklerin ve köylerine ilgi göstermeye başladıklarını iddia eder.Yukarıda bahsedilen fikirlerin çoğu şüphe götürür. Bununla birlikte, Kırzıoğlu’nun az çok tam tamına, bugün Lazların yaşadığı yöreyi tanımlaması ve yine tamamıyla konuşulan bir ‘folk’ lehçesi olarak bağımsız bir Laz dilinin varlığını onaylaması da dikkate değerdir. Böyle yaparak, çalışmasının hedefinin, ana etnik özelliği ayrı bir dili olan Lazca konuşan grup olduğuna kabul eder. Daha sonra, Lazların Gürcü/Kartveli soyundan gelmediklerini ispatlayacağı düşünülen 10 delili sıralar. Bundan sonra da Lazların Türkik/Turani soydan geldiklerini tezini ispatlayacak delili ortaya koyar. Çalışmalarındaki kaynakları kullanması seçici, peşin hükümlü ve tam doru olmayan bir özelliktedir. Lazları, Megrellerden ve Gürcülerden ayırmaya aşırı önem verir. Megrelce ve Gürcüce konuşanlar arasında karşılıklı anlaşmanın olmadığını iddia eder. Lazların yuvarlak başlı ve güzel yüzlü olduklarını, Megrellerin orta başlı ve çirkin olduklarını söyleyerek görüşünü ispatlayacak hayal mahsulü ırksal streotipleri kullanır. O’na göre, ‘Megrellerin tembelliği yüzyıllardır dillere destanken, Lazlar çok çalışkan insanlardır. Megrellerin 2.500 yıldır öz evlatlarını ya vergi ya da kazanç için sattıkları suçlamasına devam eder. Kırzıoğlu, Megrellerin hastaları öldürmeyi hürmete layık bir davranış gören bir halk olduklarını ispat edecek kaynakları da aktarır. Son olarak namus üzerinde yoğunlaşır. Oldukça haklı olarak, Lazların namuslarına, esas olarak kadınlarının namuslarına duyarlılıklarını belirtir ve kan davalarından bahseder. Yalnızca, Lazların namus ve utanç konularında duyarlılıklarını bilenler, Kırzıoğlu’nun bu temayı sunmasının tam olarak neyi ima ettiğini değerlendirebilirler: ‘Lazlar, hırsızlık nedir bilmezler ve dürüstlükleri iyi bilenir. Bununla beraber Megreller tarihleri boyunca alçaklıklarıyla bilinirler, hırsızlık ve eşkıyalık yapmışlardır. Kırzıoğlu, bundan sonra Lazların Megrellerle aynı soydan geldiklerini düşlemenin Lazları aşağılama olduğu kararını verir. İddialarını desteklemek için alıntı seçimi iyi bilinen kaynakların yanı sıra kontrol edilmeleri zor olan (Süleymaniye- Esad Efendi Kütüphanesindeki bir el yazması gibi) kaynaklardandır.Amacım, Kırzıoğlu’nun argümanlarını tek tek ele alıp yanlış, olduklarını ispatlamak değildir.1.   Birbirini tekzip eden ‘tarihsel argümanları;2.   Aşikar yapısal, gramer ve leksikal farkları bilmezden gelerek ve Lazca ve Türkik diller arasında yakın bir ilişki arayarak3.   hem birinci hem ikincil birçok kaynağı bilmezlikten gelerek4.   Argümanlarda da peşin hükümlü, sıklıkla öfkeli tarzda ileri sürülür5.   Etnik grupların belirli bir imajını yaratacak argümanların sıralanmasıKırzıoğlu’nun kendi kendisini şüpheye düşürmesi için yeterli gözükmektedir. Lazlar ve diğer kartveluri (Megrel, Gürcü, Svan) dillerini konuşanlar arasında kabul edilen linguistik ve tarihsel bağları şüpheye düşürmek için hem maddi hem de ahlaki terimlerle iyi tanımlanmış streotipleri yeniden tanımlamaya ve tutumlarını sağlamaya çalışır. Son zamanlarda Said (1978) tarafından maruz bırakıldığı gibi, en kötü batılı emperyalist- orientalist geleneğin ilginç bir uygulamasındaki ‘Biz’ ve ‘Onlar’ imajlarını yaratır. Kendi görüşlerini yaratmış desteklemek için, zalim, şehvet düşkünü, cahil ve tembel doğulu imajını yaratmaya yaramış aynı kaynaklardan alıntılar yapar. Lazları namuslu, temiz ve çalışkan Türkler olarak tanımlar. Megrelleri ve Gürcüleri, temiz hiçbir halkın kendisiyle bağlantı kurmayı istemeyeceği, acınacak, vahşi, merhametsiz, namussuz olarak tanımlar. Bu, gerçekten batılı orientalistler ve yazarların metotlarının bir Türk tarihçisi tarafından tuhaf bir adaptasyonudur. Bu durum, Said’in tezlerinin geliştirilebileceği ve işlenebileceğini ve peşin hükümlü yanlış takdimin suçlusunun yalnızca batılı “Orientalize eden” yazarlar olmadıklarını ispat ederler. Kırzıoğlu tamamen aynısını yapıyor. Pozitif imajlarını ortaya koyarak, Lazların gururunu okşamaya çalışıyor, onları Megrellerle ahlaki açıdan zıt gibi göstermeye çalışarak etnik kartı oynuyor. Şüphesiz bütün bunlarda gizli bir başka hesap vardır. Yani, Lazlar istenildiği şekilde bağlantılandırıldıkları sürece kendilerini namuslu ve temiz görebilecekler, Kırzıoğlu’nun teorilerinden herhangi bir ayrılış onları Megrellerin düzeyine indirecektir!Lazlar, Megreller ve Gürcüler arasındaki genetik’ ve linguistik bağlarla ilgili teoriyi zayıflatmak durumunda olmasına rağmen, Kırzıoğlu bir dereceye kadar kendisini tekzip eder bir tarzda, Gürcü dil ve folklorunun Türklere çok şey borçlu olduğunu ispat etmeye çalıştığı bir makale de yazmıştır. Bunu, Gürcistan toprağındaki Türkik dili konuşan halkların erken dönemdeki varlıklarına dayanarak açıklar. Bunda şovenist ideolojisine bir adım ileri attırdığı görülüyor. Megrel-Laz ve Gürcü bağına karşı iddiaları, Lazların kayıtsız şartsız asimilasyonlarını meşru kılmak amacına hizmet ettiği; Gürcüler üzerindeki hatırı sayılır Türk kültürü etkisiyle ilgili uzun makalesi, ekspansiyonist politik bir kaynak olabileceği görülür. Bildiğim kadarıyla, bu iddialar Türk bilim adamları arasında pek ciddiye alınmamıştır. Bununla birlikte, yazdıkları Türkiye’deki etniklere yönelik geçerli olan politikalarla kesin olarak uygunluk göstermiş ve yerel olarak da tesirli olmuştur. O’ nun makaleleri, yalnızca kıyı bölgelerin yerel kütüphanelerinde değil, Rize Kültür Müdürlüğü’nde de bulunmaktadır. O’nun yazdıkları, başka kaynakları olmayan yerel öğretmenler tarafından hazırlanan başka tarihsel taslakları doğurmuştur. Feurstein ve Bennighaus gibi ciddi araştırmacılar, Kırzıoğlu’nu, küçük bir grubun asimilasyonunu destekleyen bir tarih manipülatörü olarak dışlarken, O’nun yerel düşünmedeki etkisi ve resmi ideolojideki potansiyel etkisinin hesaba katılması gerektiği görülüyor. Hem linguistler hem de Lazca konuşanların bizzat kendilerine göre, birbirlerinin dillerini karşılıklı anlayan ve aralarındaki esas farkın dini çizgi olduğu anlaşılan, yakından akraba Lazları ve Megrelleri bölmeye yönelik ümitsiz teşebbüsü, Sırplarla Hırvatlar arasında yaratılan kin örneği gibidir.‘Gürcü Milliyetçisi’ Bir GörüşYakın zamanlarda, Gürcüce bir kitabın Türkçe çevirisi yayınlandı. Kitap, Lazların Tarihi başlığını taşıyor. Bu kitap Laz orijinli Muhammed Vanilişi ve Ali Tandilava tarafından yazılmış. Kitabın ilk yayın tarihi 1964 olmasına rağmen, Türkiye’de 1992’de ortaya çıkması manidardır.Yöredeki son ikametim sırasında, Türkiye’de yayın tarihi nispeten yeniydi ve yöredeki çok az kişi bu kitap hakkında bilgi sahibiydi. Yörede bu kitabı okumuş olanların sayısı ise daha azdı. Kitaptaki bilgiler demode olmasına rağmen, ulusal basında bazı reaksiyonlara yol açmış ve bazı Laz entelektüelleri üzerinde de etkili olmuştur. Kitabı yazanların Sarpi köyünden oldukları belirtiliyor. Sarpi, 1921’de Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında sınır çizildiğinde bölünmüş olan bir köydür. Yazarlar, Laz tarihinin ana hatlarını ve etnografyasını verirler. İkincisi, araştırılmamış Laz etnografyası açısından önemli materyaller sunar. Baştaki bölüm, Lazların Megreller ve Gürcülerle yakın genetik-linguistik bağlarına dayanan Laz tarihinin girişidir. Bu durum, tarihsel gerçeğe, Kırzıoğlu’nun çalışmasından daha yakın olabilir. Ama ne yazık ki, M. Vanilişi ve A.Tandilava da, kaynak seçimi, milliyetçi sloganlar, aktarılan görüşle ilgili dipnotta kaynak belirtilmemesi (Kitabın, Gürcüce baskısında, alıntı yapılan kaynaklar dipnotta belirtilmesine rağmen, Türkçe çeviriye bu dipnotlar alınmamış) ve aşikar peşin hüküm gibi benzer metot ve hükümleri seçmişler. ‘Gürcü milli topraklarından koparılamayan bu küçük mıntıka ahalisi ana dillerini, milli karakter ve değerlerini koruyabilmiş ve günümüze kadar yaşayabilmiştir’ diye yazmaktadır ve bir başka yerde de Lazların, Megrellerle akrabalıklarının ve ortak tarihlerinin farkında olduklarını ispatlamak için, teyit edilmesi zor çeşitli sözlü kaynaklardan alıntı yaparlar. 1990’ların başlarında, böyle bir bilincin izlerini araştırıp bulmak zordu. Osmanlı periyodunda bölgenin tarihini çizen bölüm özellikle dikkate değerdir. Kırzıoğlu’nun yaptığı gibi, özel dikkat dini faktörlerle yoğunlaştırılıyor: Lazlar Bizanslılarla aynı dini paylaşıyorken, Osmanlılar müslümandı. ‘Bu din ayrılığı Lazların durumunu daha da güçleştiriyordu. Ayrıca yazarlar Osmanlıların kültürel yönden geri kalmış bir toplum olduklarını ve bunun içinde Lazların İslama geçirilmelerinde telkin ve ikna yolu yerine kaba güç kullanıldığını ısrarla savunurlar. İslamlaşma ve Türkleşme çok yakından bağlantılı olaylar gibi tanımlanır ve Osmanlı mollaları, Lazların arasında onların Gürcülerle akraba olmadıklarının sahte propagandasına inandırmaya çalışan bütün şerlerin temsilcisi olarak sunulur. Yine bu mollaların, zengin bir dil ve edebiyatın gelişmesini başarıyla önledikleri iddia edilir. Lazların orijin ve pozitif milli karakterlerini ispatlamak için aktarılan başlıca kaynaklar, Kırzıoğlu tarafından aktarılanlardan oldukça farklıdır. Bununla beraber, Palgrave, Osmanbey, G.Kazbegi, N.Marr gibi yazarlar okuyucuya ırki stereo tipleri sağlar. Burada tipik bir aktarma şöyledir: ‘Lazların ayrı bir dili vardır. Bu dil, Gürcüce’Nin bir diyalektidir. Lazlar fiziksel olarak da Gürcülere tıpatıp benzerlik gösteriyorlar. Lazlar çalışkanlıklarıyla tanınırlar. M.Vanilişi ve A. Tandilava, Lazları süreç içinde önem ve bağımsızlıklarını kaybetmiş, bir zamanlar önemli bir güç olarak tanımlamayı yeğlerler. Lazlar, tarihleri ve kahramanlıkla
Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam40
Toplam Ziyaret30139
Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 20° 13°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.2372.246
Euro2.83142.8428